Beşiktaş Sivok'u her fırsatta, İbrahim Toraman'ı da ölü top organizasyonlarında hücum bölgesine attı. Daha az serbest vuruş alabilen Gençlerbirliği'nde ise özellikle ani ataklarda İlhan ve Kerem'i sık sık rakip ceza sahasında gördük.
Beşiktaş'ın golü, neredeyse pozisyonun ruhu gereğiydi. Nihat'ın ceza sahası sol çizgisine paralel pası üstüne tereyağ ve reçel sürümüş ekmek lezzetindeydi. Bobo dar vakitte harikulade bir seçimle Sivok'a çıkardı. Ondan başka herhangi biri muhtemelen bu topu geveleyecekti, Sivok ise ayağının içiyle doğrudan uzak direğe plaseledi. Ters ayağının üstünde yakalanan kaleci hamle için fırsat bulamadı. Top, cetvelle beyaz kağıt üzerine çizilmiş bir oku takip eder gibi zemini çizerek ağlara vardı.
Şayet ilk yarıdan ibaret olsaydı, hanesinde yazılacak olan üç puandan başka, bu maçın Beşiktaş'a katacağı çok şey olurdu. Oyuncuların kendilerine ve birbirlerine güvenmeleri için ellerinde test edilip doğrulanmış nedenleri olacaktı. "Herkes, gerektiğinde takımı için bir nefer gibi var gücüyle rakibe karşı koyuyor, saldırırken de yeterince yeterli beceri gösterebiliyor. Biz aslında sahiden iyi bir takımız" diye düşünmeleri mümkündü.
Ama maç ilk yarıdan ibaret değil. İlerleyen bölümlerde Gençlerbirliği takımının fizik kalitesinin daha iyi olduğu bariz biçimde ortaya çıktı. Beşiktaş'ın rakibin üstüne koyacağı ilaveyi, aynı motivasyonla, çözülmeden, ne kadar gerekiyorsa direnci o kadar artırarak tartabilecek durumda olmadığını gördük. Takıma inancın zayıflayıp, şüphelerin haklılık kazanmaya başladığı uzun bir periyot oldu. Tello Tabata, Nihat, rakibe etkili hücum fırsatları vererek top kayıpları yaparken kendilerine tanınmış bir ayrıcalığı kullanan aristokratlardan farksızdı. Fizik kalitesindeki eksilmeyi ikide bir yere düşerek gösteren Ernst'i de bu gruba dahil etmek lazım. Hurşut'un aynı açıdan, aynı köşeye ve neredeyse aynı ok işaretiyle işaretlenmiş gibi sapladığı şut için, Rüştü'nün Serdar'dan daha az mazereti vardı.
Yani, ilk yarıdakinin aksine ikinci yarının hemen hemen tamamında, güven, inanç ve dayanışma bitti, deşilmeye pek elverişli vicdan yaraları uç vermeye başladı. Tello ile Nihat'ın damar tıkanıklığına yol açan mevcudiyetleri diğer oyuncuların gözüne sokulan haksızlıklar haline geliverdi.
Gençlerbirliği, iyice yakınlaşan galibiyet ihtimaline biraz daha soğukkanlı bakabilseydi, adalete daha uygun bir sonuç tecelli edebilirdi. Pektemek'le yakalanan fırsatlardan sonra, hücum etmenin getirisi, Ankara takımının gözlerini kamaştırdı. Güvenini yitirmiş bir takıma karşı üstün bir moralle oynamaya başladılar. Bu psikoloji işte, savunmayı asıl işi olarak benimseyen adam sayısında azalmaya yol açtı. Kırmızılar, hem pozisyon almalarda hem müdahele zamanlamalarında esneyebilecekleri zehabına kapıldılar. İkinci ve üçüncü gollerde topun son kullanıcılarının savunulamayışını bağışlamaya hazırım. Özellikle Bobo fevkalade bir pivot hareketi gösterdi. Ama ceza sahası içinde, bu tehdit körü savunmanın müsadesiyle hayata geçirilebilmiş tuhaf paslaşmaların hesabını sormak lazım. Her iki golde de top, her rastladığı adamdan neredeyse adres sordu.
Bence Beşiktaş hükmen kazanılmış gibi kabul etmeli bu maçı. Varsaymalı ki Gençlerbirliği cezalı oyuncu oynattı... Maç az çok öyleydi. Öyle görmek en münasibi.





_S05214126.jpg)


